Bolluk İçinde Unutmak: Bu Çağda İman Etmek
Bir an durup o ilk zamanı hayal edelim… Ne elektrik var, ne buzdolabı, ne telefon. Evler küçük, eşyalar az. Geceleri gökyüzü karanlık ama yıldızlar berrak. Yağmur yağdığında insan hissediyor. Rüzgâr estiğinde yüzüne değiyor. Hayat yavaş, dünya sade.
Ve o ortamda bir Peygamber var. Vahiy geliyor. Ayetler canlı canlı okunuyor.
Kur’an soruyor: “Size Allah’ın ayetleri okunurken ve aranızda O’nun Resûlü bulunurken nasıl inkâr edersiniz?”(Âl-i İmrân Suresi 101. Ayet - Kuran Meali)
Bu soru sarsıcıdır. Çünkü o ortam, nimetin zirvesidir. Ama aynı zamanda en ağır sınavdır. Hak bu kadar yakındır… Ve yine de inkâr vardır.
Bugün ise biz, 1400 yıl sonrayız. Peygamberi görmedik. Vahyin inişine şahit olmadık. Ama “Bu hak” dedik. Görmeden inandık.
Bu, başka bir imandır. Bu, gayba tutunmaktır. Ve biz bambaşka bir çağda yaşıyoruz.
Kolaylık Çağı: Nimet mi, İmtihan mı?
Bugün: Kur’an cebimizde, tefsir parmağımızın ucunda, bir ayet saniyeler içinde önümüzde. Bu, büyük bir nimettir. Ama aynı zamanda ince bir sınavdır.
Çünkü hakka ulaşmak da kolay, harama ulaşmak da… Eskiden günaha gitmek için yol gerekirdi. Bugün günah, insanı buluyor.
Hele gübümüzde; sokak seni korumaz, sistem hatırlatmaz, çevre “dur” demez.
Ezan Var Ama Gönül Kulağı Kapalıysa…
Ezan var, cami var… Ama gönül kulağı kapalıysa, o ses sadece bir arka plan gürültüsü olur. Aynı ezanı biri duyunca içi titrer, diğeri “saat kaç oldu” diye bakar.
Çünkü işitmek kulakta başlar, kalpte biter.
Beton, Ekran, Hız: Kalbin Sertleşmesi
Eskiden insanlar gökyüzüne bakardı. Bugün ekrana bakıyoruz. Eskiden gece karanlıktı, sessizdi. İnsan düşünürdü. Bugün her boşluk dolu. Her an meşgul. Her saniye gürültü.
Tefekkür edecek alan kalmadı. Oysa denir ki: “Bir saat tefekkür, bazen bir sene ibadetten hayırlıdır.”(Suyutî, Camiu’s-Sağir, II/127; Aclûnî, I/310)
Bugün o bir saati bulmak bile cihattır. Bir telefonu kapatmak, bir pencere açmak, göğe bakmak, “Ben nereye gidiyorum?” diye sormak…
Bu çağda tefekkür; sadece düşünmek değil, akışa karşı durmaktır.
Bu Çağın İmanı: Bollukta Unutmamak
Eskilerin imanı yoklukta tevekküldü. Bizim imtihanımız bollukta unutmamaktır. Onlar azla yaşadı, Allah’ı unutmadı. Biz çokla yaşıyoruz; mesele, kalbi kaybetmemek.
Bugün iman; gürültü içinde sesi ayırt edebilmektir, her şey akarken durabilmektir, kimse görmezken “Allah görüyor” diyebilmektir. Betonların içinde, ekranların arasında, kalbi diri tutabilmektir.
Kalbin Duası
Ezan hâlâ gökte. Ayet hâlâ okunuyor. Kapı hâlâ açık. Ama asıl dua şudur:
“Allah’ım, kalbimin kulağını aç.”
Çünkü kalp duymaya başladığında, o ses artık sadece bir ses olmaz. “Gel” olur.
Ayrıca kuran'a göre şükretmek nasıl oluyor? ve kuran'da yer alan emir ve yasaklar hakkında detaylı bilgiler sayfamızda yer almaktadır.
Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .