İhlas ile Riya Arasındaki Kıldan İnce Yol

İnsan bazen büyük günahlarla değil; küçük, masum görünen niyet kaymalarıyla yolunu kaybeder. Namaz kılar… ama biri görsün ister. İyilik yapar… ama bilinmesini bekler. Doğruyu söyler… ama alkış arar.

İşte tam burada, ihlas ile riya arasındaki o kıldan ince yol başlar.

İhlas; yaptığını yalnızca Allah için yapmaktır. Riya ise; Allah için yapıyor gibi görünüp, insanlardan karşılık beklemektir. Aralarındaki fark bazen öyle incedir ki, insan kendini hâlâ “iyi niyetli” zannederken kalbi yavaşça başka bir yöne kayar.

“Ameller niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan da ancak odur.”
— Hadis-i Şerif (Buhârî, Müslim)

Bu ölçü, insanın iç dünyasına tutulmuş en net aynadır. Çünkü yapılan iş aynı olabilir; ama değeri, onu kimin için yaptığın belirler.

Ey sevaba hırslı ve a‘mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan!
Bazı Peygamberler gelmişler ki, mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde,
yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar.
Demek hüner, kesret-i etba’ ile değildir.
Belki hüner, rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır.
Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile “Herkes beni dinlesin” diye vazifeni unutup,
vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun?
Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir.
Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma.

— Risale-i Nur, İhlâs Risalesi

Bu sözler insanın kalbini yerinden oynatır. Çünkü bize şunu söyler: Peygamberler bile çoğu zaman kalabalıklar görmedi. Ama değerleri eksilmedi. Çünkü ölçü; kaç kişinin baktığı değil, kimin için yapıldığıdır.

Riya çoğu zaman “kötü niyet” olarak gelmez. “Biraz bilinsin”, “birileri takdir etsin”, “boşa gitmesin” gibi masum cümlelerle kalbe sızar. Sonra insan, fark etmeden şuna dönüşür:

“Allah için yapıyorum ama… neden kimse görmüyor?”

İşte o “ama” kelimesi, ihlasın zayıfladığı yerdir. Çünkü ihlas, sonucu Allah’a bıraktığın yerde başlar. İnsanlara ulaşıp ulaşmaması, beğenilip beğenilmemesi, alkışlanıp alkışlanmaması artık seni ilgilendirmediğinde…

Sen sadece vazifeni yaparsın. Kabul ettirmek Allah’a aittir. Toplatmak Allah’a aittir. Etki vermek Allah’a aittir.

İhlas şudur: “Ben yapmam gerekeni yaparım. Sonucu bana ait değil.”
Riya ise şudur: “Yaptım ama karşılığı nerede?”

İşte insan, bu iki cümle arasındaki o ince çizgide yürür. Kimi zaman farkında bile olmadan… Kıldan ince bir yolda.

İhlasın Özeti Gibi Bir Menkıbe

Veli bir zattan tavsiye isteyen birine verilen şu cevap, gerçekten ihlasın özeti gibidir.

Evliyâ-yı kirâmdan Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî “kuddise sirruh” hazretleri, sevdiklerine şu menkıbeyi anlatır:

Veysel Karânî hazretlerine, uzak yoldan bir kimse gelip:
— Bana nasihat eder misiniz? diye rica etti.

Cevaben sordu ona:
— Sen Allahü teâlâyı bilir misin?
— Elbette bilirim efendim.

Buyurdu ki:
— Öyleyse başka şeyi bilmene gerek yok.

Yolcunun çok hoşuna gitti bu cevap.
— Bir nasihat daha etseniz efendim, dedi.

Mübarek zat sordu bu defa:
— Peki Allahü teâlâ seni biliyor mu?
— Elbette biliyor efendim.

Buyurdu ki:
— Öyleyse başkasının bilmesine gerek yok.

İşte ihlas budur: Allah’ı biliyorsan, başka bilgi seni kurtarmaz. Allah seni biliyorsa, başkasının bilmesine ihtiyacın yoktur.

Riyanın başladığı yer ise şurasıdır: “Allah biliyor… ama insanlar da bilse fena olmazdı.”
Kıldan ince çizgi tam oradadır.

Ayrıca ifrat ve tefrit nedir? ve selatul valideyn namazı hakkında detaylı bilgiler sayfamızda yer almaktadır.



Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .